Şimdi ilm-i İlahînin delillerini beyan etmeden evvel, o kudsî sıfatın kâinatın envaındaki tecellileriyle Zat-ı Akdes’i pek zahir bir tarzda göstermesine delâlet ve şehadet eden mi’rac-ı Muhammedî (asm) gecesinde huzur ve hitab-ı İlahîye mazhar olduğu zaman, birden
اَلتَّحِيَّاتُ اَلْمُبَارَكَاتُ اَلصَّلَوَاتُ اَلطَّيِّبَاتُ لِلّٰهِ
diyerek bütün zîhayat ve enva-ı mahlukat namına bir mebus ve elçi olmasından, bütün onların sıfat-ı ilmin cilveleriyle Rablerini bildirdikleri tarzda, selâm yerinde umum zîşuur bedeline, Hâlık’ına umum zîhayatın hediyelerini takdim eder.
Yani اَلتَّحِيَّاتُ اَلْمُبَارَكَاتُ اَلصَّلَوَاتُ اَلطَّيِّبَاتُ dört kelimeler ile umum zîhayatın dört taifesinin ezelî, ebedî ilmin cilveleriyle Allâmü’l-guyub’a karşı tahiyyelerini, tebriklerini, ubudiyetlerini, güzel marifetlerini gösterdiğinden bu kudsî mükâleme-i mi’raciyeyi geniş manasıyla okumak, teşehhüdde umum İslâm’ın farz bir vazifesi olmuş.
O kudsî mükâlemenin izahatını Risale-i Nur’a havale edip gayet kısa dört işaretle bir manasını beyan edeceğiz: