İçeriğe atla
El-Hüccetü'z-Zehra Risalesi
On Beşinci Şuâ · Sayfa 74

olan hakikatini, Kur’an’ın ve Cevşen’in delâletiyle tecelliyat-ı uluhiyetine bir âyine-i câmia yapması ve sâbıkan işaret ettiğimiz hakikatlerin ve on dört asırda her gün ümmetinin bütün hasenatlarının bir mislini kazanmasının ve hayat-ı içtimaiye ve maneviye-i beşeriyedeki âsârının delâletiyle, nev-i beşere en yüksek reis ve mukteda ve üstad yapması; ve onu büyük ve kudsî vazifelerle beşerin imdadına gönderip rahmet, hikmet, adalet, gıda, hava, mâ, ziya derecesinde insanları onun dinine, şeriatına, İslâmiyet’teki hakikatlerine muhtaç (Hâşiye) yapması ile on iki küllî ve kat’î hüccetlerle

___

Hâşiye: Ben bu ihtiyarlığım ve perişaniyetim içinde, Zat-ı Muhammediye’nin (asm) getirdiği erzak-ı maneviyenin milyondan birisini hissettim. Elimden gelse idi milyonlar lisanla, salavatlarla ona teşekkür edecektim. Şöyle ki:

Ben firaktan, zevalden çok inciniyorum. Halbuki sevdiğim dünya ve dünyeviyeler, müfarakatla beni bırakıp gidiyorlar. Ben de gideceğimi biliyorum. Bu pek elîm ve can-hıraş meyusiyete karşı, birden saadet-i ebediye ve hayat-ı bâkiye müjdesini Zat-ı Ahmediye’den (asm) işitmekle kurtuluyorum ve tam teselli buluyorum. Hattâ teşehhüdde

اَلسَّلَامُ عَلَيْكَ اَيُّهَا النَّبِىُّ وَ رَحْمَةُ اللّٰهِ وَ بَرَكَاتُهُ