feylesoflarını hayrette bırakan ve edyan-ı semaviyede birinciliği kazanan bir din ile birden, tecrübesiz ve def’aten meydana çıkması emsal kabul etmez bir halet olduğu gibi…
Sözlerinden, fiillerinden, hallerinden çıkan İslâmiyet her zamanda üç yüz elli milyon insanın ruhlarına, nefislerine, akıllarına terbiyekârane ders vermesi ve manevî terakkiyata sevk etmesi, emsalsiz bir halettir.
Hem öyle bir şeriatla meydana gelmiş ki âdilane kanunlarıyla nev-i beşerin beşten birisini on dört asırda maddî ve manevî terakki içinde idare etmesi misilsiz bir halet olduğu gibi…
O zat (asm) öyle bir iman ve itikadla meydana çıktı ki bütün ehl-i hakikat her zaman onun mertebe-i imanından feyz almalarıyla beraber en yüksek ve en kuvvetli bir derecededir diye müttefikan tasdikleri ve o zamanda hadsiz muarızlarının ona muhalefeti zerre kadar bir telaş, bir vesvese, bir şüphe vermemesi gösteriyor ki kuvvet-i imaniyede dahi onun emsali yok ve o küllî, yüksek imanı misilsizdir.
Hem öyle bir ubudiyet ve ibadet gösterdi ki iptida ve intihayı birleştirip hiç kimseyi taklit etmeyerek, ibadetin en ince esrarını görüp