çirkin ve karışık görüp ruhu, vicdanı dünyada bir manevî cehennemde olup âhirette daimî bir azap çekmeye kendini müstahak eder.
İşte Fatiha-i Şerife’nin âhirinde
اَلَّذٖينَ اَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ غَيْرِ الْمَغْضُوبِ عَلَيْهِمْ وَلَا الضَّٓالّٖينَ
âyeti, bu iki cereyan-ı azîmi ders veriyor. Ve Risale-i Nur’daki bütün muvazenelerin menbaı ve esası ve üstadı, bu âyettir. Madem yüzer muvazenelerle Nurlar, bu âyeti tefsir etmişler; biz dahi izahını ona havale ederek bu kısa işaretle iktifa ederiz.
DOKUZUNCU KELİME: اٰمٖينَ dir. Buna kısacık bir işaret:
Madem نَعْبُدُ نَسْتَعٖينُ deki “nun” üç cemaat-i azîmeyi, bilhassa âlem-i İslâm camiindeki muvahhidîn cemaatini, hususan o vakit namazda bulunan milyonlar cemaatini bize gösterip bizi içlerinde bulunduruyor ve dualarına ve söylediklerimizi aynen söylemeleriyle tasdiklerine ve bir nevi şefaatlerine hissedar olmamıza yol açıyor. Biz dahi bu “Âmin” kelimesiyle, o