alındığından elbette kabarcıklar ve güneşçikler zevalleriyle daimî bir güneşi gösterdikleri gibi o hadsiz mahlukat ve mahsulatın vefatları ve zahirî sebepleriyle beraber kemal-i intizamla terhisleri, gündüz gibi şüphesiz, güneş gibi zahir bir kat’iyette bir Hayy-ı Lâyemut’un, bir Şems-i Sermedî’nin, bir Hallak-ı Bâki’nin ve bir Kumandan-ı Akdes’in vücub-u vücudu ve vahdeti ve mevcudiyeti, kâinatın mevcudiyetinden bin derece zahir ve kat’îdir diye bütün mevcudat, ayrı ayrı ve beraber şehadet ederler.
İşte kâinatı dolduran bu yüksek sesleri ve kuvvetli şehadetleri işitmeyen ve kulak vermeyen, ne derece sağır ve ahmak ve cani olduğunu elbette anladınız.
DOKUZUNCU KELİME: بِيَدِهِ الْخَيْرُ dır. Bundaki hüccete gayet kısa bir işaret şudur:
Görüyoruz ki: Bu kâinatta her daire, her nevi, her tabaka, hattâ her fert, her aza, hattâ her bedendeki her bir hüceyrenin ihtiyat rızkını taşıyan bir mahzeni, bir deposu ve levazımatını yetiştiren, muhafaza eden bir tarlası ve hazinesi var ki gayet intizam ve mizan ile ve nihayetsiz hikmet ve inayet ile vakti vaktine –muhtacın iktidar ve ihtiyarı haricinde– bir