kolay olur, eğer on zabite veya neferlere bırakılsa pek karışık ve müşkül düşer.
Aynen öyle de her şey Vâhid-i Ehad’e verilse bir tek şey gibi kolay olur. Eğer esbaba isnad edilse bir tek zîhayat, zemin kadar müşkül, belki imkânsız olur. Demek vahdette kolaylık, vücub ve lüzum derecesine gelir. Ve kesretli eller karışmakta suubet, imkânsızlık derecesine düşer.
Risale-i Nur Mektubat’ında denildiği gibi eğer gece gündüzdeki tebeddülatı ve yıldızların harekâtı ve senedeki güz, kış, bahar, yaz gibi mevsimlerin tahavvülatı bir tek müdebbire ve âmire bırakılsa o kumandan-ı a’zam, bir neferi olan küre-i arza emreder ki: “Kalk, dön, gez!” O da o iltifat ve emrin neşe ve sevincinden meczup mevlevî gibi iki hareketiyle yevmî ve senevî tahavvülata ve yıldızların zahirî ve hayalî hareketlerine gayet kolayca bir vesile olup vahdetteki tam suhulet ve gayet kolaylığı gösterir. Eğer o tek âmire değil belki esbaba ve yıldızların keyiflerine bırakılsa ve arza “Sen dur, gezme!” denilse o halde, arzdan binler derece büyük binler yıldızlar ve güneşler, her gece ve her sene milyonlar ve milyarlar senelik mesafeleri kesmek ve gezmekle mevsimler ve