İçeriğe atla
El-Hüccetü'z-Zehra Risalesi
On Beşinci Şuâ · Sayfa 123

Aynen öyle de ilm-i ezelînin düsturlarıyla ve hikmet-i sermediyenin kanunlarıyla ve irade-i Rabbaniyenin küllî cilveleri ve muayyen usûlleriyle her şeye küllî ve cüz’î, büyük küçük, az çok bir manevî kalıp, bir hususi miktar, bir has hudut verildiğinden tam intizam-ı ilmî ve irade kanunu içindedirler. Elbette Kadîr-i Mutlak hadsiz kudretiyle manzume-i şemsiyeyi çevirmesi ve arz sefinesini medar-ı senevîsinde gezdirmesi, bir cesette kanı ve kandaki küreyvat-ı hamra ve beyzayı ve o küreciklerdeki zerreleri nizamlı, hikmetli çevirmesi derecesinde suhuletli ve kolaydır ki bir insanı kâinat sisteminde hârika cihazlarıyla bir katre sudan birden zahmetsiz yaratır.

Demek, o ezelî ve hadsiz kudrete isnad edilse bu kâinatın icadı, bir insanın icadı kadar suhulet peyda eder, kolay olur. Eğer ona verilmezse bir tek insanı, acib cihazları ve duygularıyla yaratmak, kâinat kadar müşkülatlı olur.

Hem nasıl ki itaat ve imtisal ve emir dinlemek sırrıyla, bir kumandan bir “Arş!” emriyle bir neferi hücuma sevk ettiği gibi aynı emirle koca bir mutî orduyu dahi kolayca hücuma tahrik eder.

Aynen öyle de irade-i İlahî kanunlarına kemal-i itaatte ve tekvinî emr-i Rabbanînin