kapısıdır veyahut daha daimî ve daha nurani bâki bir dünyanın kapısıdır.
İşte Risale-i Nur, keşfiyat-ı kudsiye-i Kur’aniyenin feyziyle, iki kere iki dört eder derecesinde kat’iyetle gösterir ki eceli, idam-ı ebedîden terhis vesikasına ve kabri; dipsiz, hiçlik kuyusundan müzeyyen bir bahçe kapısına çevirmeleri, şüphesiz kat’î bir çaresi var. İşte bu çareyi bulmak için bütün dünya saltanatı benim olsa bilâ-tereddüt feda ederim. Evet, hakiki aklı başında olan feda eder…
İşte efendiler, bu mesele gibi yüzer mesail-i imaniyeyi keşif ve izah eden Risale-i Nur’a, evrak-ı muzırra gibi hâşâ yüz bin defa hâşâ siyaset cereyanlarına âlet edilmiş garazkâr kitaplar nazarıyla bakmak; hangi insaf müsaade eder, hangi akıl kabul eder, hangi kanun iktiza eder? Acaba istikbal nesl-i âtisi ve hakiki istikbal olan âhiretin ehli ve Hâkim-i Zülcelal’i, bu suali müsebbiblerinden sormayacaklar mı? Hem bu mübarek vatanda, bu fıtraten dindar millete hükmedenler, elbette dindarlığa taraftar olması ve teşvik etmesi, vazife-i hâkimiyet cihetiyle lâzımdır. Hem madem laik cumhuriyet, prensibiyle bîtarafane kalır ve o prensibiyle dinsizlere ilişmez; elbette