ve daima yatakta olan, zehirli hastalıkların tesiratıyla ölüm nöbetleri geçirip “Kabir kapısındayım.” diyen ve sükûnet ve istirahate pek muhtaç olan Said Nursî gibi bir İslâm müellifini öyle siyasî maksatlar peşinde koşuyor gibi iftiralarla mevzubahs etmek; çok vecihlerle vicdansızlıktır ve müthiş bir gaddarlıktır, âdi bir yalancılık derekesine sukuttur.
Herhangi bir din âlimine, bir bahane ile peygamberlik isnadını yapmak, doğrudan doğruya İslâmiyet’e taarruz ve Kur’an’a bir ihanettir.
Üstadımız Said Nursî bütün ömrü müddetince sünnet-i seniyeye ittiba etmiş ve bir sünnet-i seniyeye muhalif hareket etmemek için idam cezalarını hiçe saymış ve sünnet-i seniyeyi ihya ve imanı muhafaza uğrunda yüz otuz parça eser telif etmiştir. Din düşmanlarına karşı hayatını istihkar ederek mücahede etmiş ve nihayet muvaffak ve muzaffer olmuştur. Evet, ittiba-ı sünnet-i Ahmediyeye (asm) dair yazdığı bir eseri, otuz seneden beri binlerce nüsha neşrolunmuştur. Fahr-i kâinat Resul-i Ekrem (asm) efendimizin son ve hak peygamber olduğuna dair muazzam bir eseri olan Mu’cizat-ı Ahmediye (asm) kitabı da meydandadır. Hakikat-i hal böyle olduğu halde,